Ana içeriğe atla

Antakya-2


Bu yazıyı lütfen aç iken okumayınız zira canınız çekebilir.


Bir önce ki yazımda Antakya'nın (Hatay) gezilecek yerlerinden bahsetmiştim. Bildiğiniz gibi Antakya 2016 yılının son aylarında UNESCO tarafından Gastronomi şehri seçilmiştir. Antakya serisi yazıp da yemeklerine değinmemek olmaz. Antakya'ya yolunuz düşerse birbirinden güzel yemeklerimizi tatmadan ve kiloları almadan dönemezsiniz. Öyle geniş bir mutfağı vardır ki çoğu Antakyalı mutfağın tamamına hakim değildir. Gerek Arap mutfağının etkisi gerek yerel mutfağın etkisi ile Antakya mutfağının Türk mutfak tarihinde vazgeçilmez bir yeri vardır. Hemen hemen çoğunuzun künefe ve döner diye bağırdığınızı biliyorum. Fakat Antakya mutfağı ne künefeden ne de dönerden ibarettir. Gelin bu mutfağı biraz karnınızı acıktıracak şekilde inceleyelim.

Eğer bir gün Antakya topraklarına gelirseniz şunları yemeden bu topraklardan ayrılmayın:

1- Tepsi Kebabı
2- Kağıt Kebabı
3- Belen Tava
4- Biberli Ekmek (Halk dilinde Katıklı)
5- Oruk
6- Tuzluyoğurt
7- Çökelek
8- Abbagannuç
9- İskenderun Döneri
10- Köfte ( Antakya'dan başka hiç bir yerde karşılaşmadığım bu yemek efsanedir. Antakya Köprübaşından geçtiğinizde Hatay Cumhuriyetinin Meclis binasının altında ki köfteciler direk gözünüze çarpacaktır. Gece 12'den sonra oturun ve keyfinize bakın tek sıkıntı Asi kenarında ki masalara oturmamaya bakın. Görüntüsü ne kadar hoş olsa da kokusu için aynı cümleleri sarf edemiyoruz maalesef.)
11- Humus
12- Zahter Salatası
13- Kömbe
14- Ispanaklı Borani
15- Taş Kadayıf
16- Haytalı ( Kurtuluş Caddesinde ki Affan kahvesinde yada yerel ağızla kelle diye adlandırılan Habibi Neccar dağının tepesinde bulunan Büyükşehir Belediye tesislerinde yemenizi önermekteyim.)
17- Antakya Kısırı
18- Kabak Tatlısı
19- Bakla Ezmesi
20- Çökelek Salatası
21- Tuzda Tavuk
22- Ekmek Aşı
23-  Aşşur ( Her yerde bulamazsınız. Bulursanız kaçırmadan yemenizi tavsiye ediyorum.)
24- Peynirli İrmik Tatlısı ( Bunu yedikten sonra neden benim birilerinin ölmesini(!) istediğimi daha iyi anlayacaksınız.)
25- Künefe (  Doğunun Kraliçesi, Antakya'nın efsanesi her yerde bulmanız mümkün fakat en iyisini yine Köprübaşında yersiniz benden söylemesi.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

40. Yazıya Özel Eski Türklerde Sayı Anlamlarının Çıkış Noktaları (3,7,40)

Eski Türklerin dini neydi? İlk bu soru ile başlamak gerekiyor sanırım. Eski Türklerin dini bazı araştırıcılara göre “Gök-Tengri” dini, bazılarına göre ise “Şamanizm” idi. Eski Türklerin yaşadığı coğrafya düşünüldüğünde Şamanist dinlerin yaşadıklarını görebiliriz fakat bu Türklerin Şamanist dinlere mensup olduğunu ispatlamakta yetersiz kalmaktadır. Nerdeyse Şamanizm’in yayıldığı topraklar ile Türklerin toprakları örtüşmektedir. Bu da doğal olarak Türklerin, Şamanizm olarak adlandırılan dine mensup oldukları iddiasını ortaya çıkarmıştır. Fakat İslam öncesi kaynakları incelediğinde Şamanizm dininin tamamının Türklerde görünmediği anlaşılır. Yukarıda da dediğim gibi nerdeyse aynı coğrafyada yaşadıkları için Şamanizm dini ile etkileşmişlerdir. Türklerin “Gök-Tengri” olarak adlandırılan dine inandığının ise birçok kanıtı bulunmaktadır. Göktürk kitabeleri, yaşadıkları çevredeki yüksek mevkilere ibadet anıtları dikmeleri bunlardan bazılarıdır. “Şamanizm inancının doktrine göre; bir din olara...

Bana, Orhan Veli'ye ve İstanbul'a Dair-2

Şu gürültülü ve karınca misali sürekli hareket halinde olan İstanbul’u bir adım geriden izlediğimiz zamanlarda hangi birimizin aklına onun “İstanbul’u Dinliyorum” şiirindeki mısraları gelmiyor ki. Ne güzel demiş Orhan Veli şiirinde: “… İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı…”  Her bir adım geri çekilip gerçek İstanbul’la baş başa kaldığım da bu şiirler yüzleşirim. Bu   yüzleşmelerime kulaklığımda Fazıl Say ve Seranad Bağcan’ın şarkılarından olan ve Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri kullanılarak bestelenen “İstanbul’u Dinliyorum” şarkısı şahit olurdu. Bu yüzleşmeler bazen çok zevk verirdi. Oturur ve...

Eski Türklerde Meclis

Eski Türkler’in devlet yönetiminde meclis var mıydı? Meclisler varsa ne işlevleri vardı? İsimleri nelerdi? Gelin beraber inceleyelim.  Günümüzdeki meclis sistemlerinin temelleri hem doğu toplumlarında hem de batı toplumlarında eskilere dayanmaktadır. Nitekim Türkler de bu temelleri barındırmaktaydı. Eski Türkler'de bu temellerin görünen ilk kavramı “Toy” kavramıdır.  “Toy” kelime olarak meclis anlamına gelmektedir. Eski Türkler'de “Toy” adı verilen meclisler bulunmaktaydı. Bu meclisler belirli günlerde toplanır ve kararlar alırdı. Meclislere katılanlara “Toygun” unvanı verilmiştir. Eski Türklerde “Toy” toplandığı zaman festivaller düzenlenirdi. Önce Toygunlar'ın katıldığı toy düzenlenirdi, sonra halkın iştirak ettiği eğlenceler tertip edilirdi. Eski Türklerde Toy’un varlığı Mo-tun(Mete- M.Ö 209- 174) dönemine kadar uzanmaktadır.   Toylar'da görüşülen başlıca konular ise şöyledir: Askeri meseleler, dış politika, elçi kabulleri ve yeni hakan seçimi. Bu toplantılara ...