Ana içeriğe atla

Bir Garip İsmail'in Eğitim Hayatı

Çocukluğum çok sıra dışı geçmişti. Özellikle eğitim hayatım çok göçebe idi. Ana sınıfın maddi imkansızlıklardan gidememiştim. Birinci sınıfa geldiğimde ise ilk dönemi Kıbrıs'ta ikinci dönemi ise Antakya'da okumuştum. İkinci sınıfı da Antakya'da geçirdikten sonra üçüncü sınıfın başında tekrardan Kıbrıs yollarını tutmuştum. Üçüncü ve dördüncü sınıfı aynı okulda okumayı başardıktan sonra beşinci sınıfı bu sefer Kıbrıs'ta başka bir okulda bitirdim. Altıncı sınıfa geçtiğimde ise yine yeni yeniden okul değiştirmiştim. Altıncı sınıf sonunda Kıbrıs'ta ki eğitim hayatım sona gelmişti. yedi ve sekizinci sınıfı Antakya'da birinci sınıfın ikinci yarısı ile ikinci sınıfı okuduğum sınıfta okudum.
İkinci sınıfta kazandığım dostluklarım en iyi dostluklarımdır. Hala en iyi arkadaşlarım olan Edip ve Hikmet'le o dönemde tanışmıştım.
İşte bu ahval içinde altıncı sınıfta Kıbrıs'ta okurken Kıbrıs'ta kalacağımı düşünerek girmediğim sınav dolayısıyla lise hayatım da sallantı da geçti. Girmediğim sınavdan sonra hayatın acımasız tokatını yiyerek Antakya'ya geri gelmiş ve burada liseye hazırlanmaya başlamıştım. 7 ve 8'de girdiğim sınavlar istediğim liseye gitmemi sağlamamıştı. Tam bu sırada ailem tekrar Kıbrıs'a taşınma isteği almıştı onlarla beraber Kıbrıs'a gidecektim. Kıbrıs'a gittiğim de ise lise için oturma izninin olması gerektiğini ve en az bir seneyi doldurmuş olması gerektiğini öğrenince uzun ısrarlar sonunda tek başıma Antakya'ya okumaya dönebilmiştim. Fakat ailemin tek şartı vardı istemediğim bir liseye gitmek. Bu lise Antakya İmam Hatip Lisesi idi. Lise de birbirinden değerli arkadaşlıklar edinmeme rağmen okuldan memnun değildim. İstemiyordum fakat zorunluydum, okumak istiyordum ve Antakya'da kalmak istiyordum. Katlanarak onuncu sınıfa geldiğimde önümde bir şans vardı. Başka okula gitme ihtimalim tekrar ailem tarafından engellenmişti. Tekrar gözümü yumdum. Bu sırada Kuran-ı Kerim derslerini zorla geçiyordum. Arapça derslerinde ise düzenli olarak kalmıştım. On birinci sınıfın iki dönemi benim için dönüm noktası olmuştu. Kitaplarla tanışmam o döneme denk gelmişti. O kitaplar hayatımı kökten değiştirdi ve beni ygs, lys maratonuna hazırladı. Okulun bu noktada da sıkıntılar çıkarması önce beni moral olarak üzmüştü. Bizim okul iki kısımdan oluşuyordu. Anadolu ve düz kısım olarak. Bizim okul yönetimi anadolu tarafına kurs açıp düz kısma yani bize sizden bişey olmaz deyince moralim çok çökmüştü. Hocalarımızın uzun uğraşları sonucu ayrımcı okul yönetimini ikna etmiş ve kursu almıştık. O kurs bugün Marmara'da olmamı sağlayan en önemli iki etkenden ikincisidir. Birincisi ise başka bir lisenin yaz kursuna gitmemdi. on ikinci sınıfa geldiğimde okulla bağlantım kalmamıştı. Her şeyim üniversite sınavım olmuştu.
Şimdi Marmara Üniversitesinde okuyorum ve bu biyografime başarılar eklemek istiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

40. Yazıya Özel Eski Türklerde Sayı Anlamlarının Çıkış Noktaları (3,7,40)

Eski Türklerin dini neydi? İlk bu soru ile başlamak gerekiyor sanırım. Eski Türklerin dini bazı araştırıcılara göre “Gök-Tengri” dini, bazılarına göre ise “Şamanizm” idi. Eski Türklerin yaşadığı coğrafya düşünüldüğünde Şamanist dinlerin yaşadıklarını görebiliriz fakat bu Türklerin Şamanist dinlere mensup olduğunu ispatlamakta yetersiz kalmaktadır. Nerdeyse Şamanizm’in yayıldığı topraklar ile Türklerin toprakları örtüşmektedir. Bu da doğal olarak Türklerin, Şamanizm olarak adlandırılan dine mensup oldukları iddiasını ortaya çıkarmıştır. Fakat İslam öncesi kaynakları incelediğinde Şamanizm dininin tamamının Türklerde görünmediği anlaşılır. Yukarıda da dediğim gibi nerdeyse aynı coğrafyada yaşadıkları için Şamanizm dini ile etkileşmişlerdir. Türklerin “Gök-Tengri” olarak adlandırılan dine inandığının ise birçok kanıtı bulunmaktadır. Göktürk kitabeleri, yaşadıkları çevredeki yüksek mevkilere ibadet anıtları dikmeleri bunlardan bazılarıdır. “Şamanizm inancının doktrine göre; bir din olara...

Bana, Orhan Veli'ye ve İstanbul'a Dair-2

Şu gürültülü ve karınca misali sürekli hareket halinde olan İstanbul’u bir adım geriden izlediğimiz zamanlarda hangi birimizin aklına onun “İstanbul’u Dinliyorum” şiirindeki mısraları gelmiyor ki. Ne güzel demiş Orhan Veli şiirinde: “… İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı…”  Her bir adım geri çekilip gerçek İstanbul’la baş başa kaldığım da bu şiirler yüzleşirim. Bu   yüzleşmelerime kulaklığımda Fazıl Say ve Seranad Bağcan’ın şarkılarından olan ve Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri kullanılarak bestelenen “İstanbul’u Dinliyorum” şarkısı şahit olurdu. Bu yüzleşmeler bazen çok zevk verirdi. Oturur ve...

Eski Türklerde Meclis

Eski Türkler’in devlet yönetiminde meclis var mıydı? Meclisler varsa ne işlevleri vardı? İsimleri nelerdi? Gelin beraber inceleyelim.  Günümüzdeki meclis sistemlerinin temelleri hem doğu toplumlarında hem de batı toplumlarında eskilere dayanmaktadır. Nitekim Türkler de bu temelleri barındırmaktaydı. Eski Türkler'de bu temellerin görünen ilk kavramı “Toy” kavramıdır.  “Toy” kelime olarak meclis anlamına gelmektedir. Eski Türkler'de “Toy” adı verilen meclisler bulunmaktaydı. Bu meclisler belirli günlerde toplanır ve kararlar alırdı. Meclislere katılanlara “Toygun” unvanı verilmiştir. Eski Türklerde “Toy” toplandığı zaman festivaller düzenlenirdi. Önce Toygunlar'ın katıldığı toy düzenlenirdi, sonra halkın iştirak ettiği eğlenceler tertip edilirdi. Eski Türklerde Toy’un varlığı Mo-tun(Mete- M.Ö 209- 174) dönemine kadar uzanmaktadır.   Toylar'da görüşülen başlıca konular ise şöyledir: Askeri meseleler, dış politika, elçi kabulleri ve yeni hakan seçimi. Bu toplantılara ...