Ana içeriğe atla

Son Dönemde Çevremden Aldığım Sorular -1

Merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere çevremden bana sıkça iletilen soruları paylaşıp onlar hakkında yorumlar yapmak istiyorum. Bu seriyi elimden geldikçe devam ettirmekte istiyorum sorularınız varsa alabilir ve cevaplandırabiliriz. 

1- Ermeni Soykırımı'nın gerçekliği nedir?
Ermeni Soykırımı herkesin bildiği gibi asılsız bir iddia olmaktan öteye geçmeyen bir yanlışlıktır. Osmanlı,Tehcir Kanunu ile Doğu Anadolu'da Ruslarla iş birliği yapan, Türk halkına eziyetler çektiren Ermeniler'i bölge güvenliği ve sınır bütünlüğü açısından sorun olamayacak yerlere (Suriye) göç ettirmesidir. Bu göç ettirme sırasında bölgeden çıkmak istemeyen Ermeniler çeşitli yerlere kaçmış ve farklı kimlikler edinmiştir. Kürtleşmiş Ermeniler bu gerçekliğin bilinen bir sonucudur. Diğer taraftan Osmanlı Devleti Ermeniler'i bölgeden çıkarmak için geldiğinde Ermeni direniş çeteleri ile karşılaşmıştır. Bundan dolayı da Ermeni çetelere karşı mücadeleye girişmiştir. Aynı zamanda Ermeni çeteler Osmanlı Ordusu'na karşı ayakta kalamayacakları için, çevredeki Türk halkının malına, ırzına ve canına kast etmiştir. Osmanlı Ordusu'da her devletin yapacağı gibi gücünü kullanarak Ermenileri oradan uzaklaştırmıştır. Bu uzaklaştırma sırasında kanlı sahneler yaşanmıştır. Osmanlı Ordusunun kendisine ve halkına silah doğrultan çetelere müdahale etmemesini beklemek son derece mantıksızdır. Bu sebepten dolayı da Osmanlı Ordusu Ermeni çetelere müdahale etmiştir ki bu onun en doğal hakkıdır. Yani sonuç olarak Ermeni Soykırımı yoktur, Ermeniler katledildi diye çığırtkanlık yapan dünya Ermeni diasporası bunun müesebbibidir. Unutmamalıdır ki Osmanlı Ordusu ya da Türk Milleti bir soykırım yapsaydı şu an Türkiye topraklarında Ermeni nüfusu ve hemen yanı başımızda da bir Ermeni devleti bulunmazdı! Şunu da eklemeden geçmek istemiyorum. Karabağ meselesinde, Hocalı'da kimin işgalci kimin soykırım yaptığı çok net görülmektedir. Çok eski değil 1991 sonrasında Azerbaycan Ermenistan olaylarına bir bakalım neler olduğunu çok net olarak göreceksiniz.

2- Kurtuluş Savaşı mı Osmanlı'yı Yıkmak mı?
Bu soruya münasip şekilde cevap vermek nasıl olur bilmiyorum. Öncelikle kesinlikle Kurtuluş Savaşı'dır. Mondros ve Sevr antlaşmalarının metinlerini ve maddelerini bir inceleyin (https://www.ttk.gov.tr/tarihveegitim/antlasmalar-tam-metin/) buradan anlaşma metinlerine ulaşabilir ve maddeleri görebilirsiniz. Gelin Mondros'un madde yedisine bakalım. Önce size metindeki aslını sonra sadeleştirmesini vereceğim. Antlaşmadaki aslı: "Müttefikler emniyetlerini tehdit edecek vaziyet zuhurunda herhangi sevkulceyşi noktasını işgal hakkına haiz olacaklardır." Ne diyor madde yedi müttefiklerin yani İngiltere, Fransa, İtalya, İngiltere gibi devletlerin emniyetlerini yani güvenliklerini tehdit edecek bir olayın ortaya çıkması durumunda herhangi bir askeri müdahale(sevkulceyş: iki kelimeden oluşur sevk ve ceyş sevk halen kullanılır, sevk etmek olarak, ceyş ise asker demektir. Burada anlatılmak istenen asker gönderme ile işlemin yapılmasıdır.) ile işgal edilmesidir. Şimdi diğer maddelere bakmadan sadece bu madde üzerinden gidersek sizce Osmanlı ayakta mıdır? Mondros 30 Ekim 1918'de imzalandı. Daha kurtuluş savaşı başlamadı bile. Siz hiç böyle bir devlet gördünüz mü? İşgal kuvvetleri kendi emniyetlerini tehdit edecek yerleri işgal edebilecek. Burada Osmanlı nerededir? Ben size söyleyeyim burada Osmanlı hukuken bitmiştir ve Osmanlı'yı bitiren onun yetiştirdiği paşalar değildir! 
Gelelim daha can alıcı noktaya,Sevr anlaşmasına. Yine yukarıda verdiğim siteden Sevr anlaşmasına ulaşabilirsiniz. Madde 37 üzerinden bir mütalaa yapalım sizinle izninizle. Madde 37 şöyle: " Çanakkale, Marmara deniz ve boğazını ihtiva eden boğazlarda seyr-i sefain atiyen gerek vakt-ı hazarda ve gerek vakt-ı harpte her hangi sancağı hamil bulunursa bulunsun bilcümle sefain-i ticariye ve harbiyeye ve askerî ve ticarî tayyarelere küşade bulunacaktır." Şimdi bu maddeyi inceleyelim. Çanakkale ve İstanbul boğazında  seyreden gemilerin (seyr-i sefain) barışta (hazarda) ve gerek harpte (savaşta) gemide hangi bayrak olursa olsun (her hangi sancağı hamil) bütün ticari ve savaş gemilerinin ve uçaklarının (bilcümle sefain-i ticariye ve harbiye ve askeri ve ticari tayyyarelere) açık (küşade) bulunacaktır. Madde 37'yi anlaşılır duruma getirdiğimize göre şimdi yorumlayabiliriz. Hangi devlettir ki kendi bünyesinde olan boğazları istediği gibi yönetemeyecek. Böyle bir egemenlik mi vardır?  Gemi de veya uçakta hangi bayrak olursa olsun açık kalacaktır diyor madde. Bu nasıl acziyettir farkında mısınız?  Bu ne demek anlayabiliyor musunuz? Bunun kabulü ne demek kavrayabiliyor musunuz? Şimdi çıkıp Sevr'i kabul edip oturmalıydık diyorsunuz. Hangi millet hangi hukuk sana, özgürlüğüne, canına, malına, ırzına kastedilmesini caiz görür sorarım size! Dönemin şartlarını bilmeden 3 5 sosyal medya mesajı ile yaptığınız yorumlar bir deli feslinin delilsiz söylemleriyle yaptığınız hareketler, devletini, özgürlüğünü, milletini ve hatta dinini kurtaranlara dil uzatmaktır. Onları acizce karalamaktan ileri gitmeyen hareketleriniz menfi ve alçakça hareketlerdir. 
Neyse ki Osmanlı'yı yıkan İtilaf devletleri olmuş da, Mustafa Kemal Paşa ve tüm Türk Milleti alçakça bir suçlamadan kurtulmuş oldu. Son bir bilgi olarak, Osmanlı Devleti hükümeti Sevr anlaşmasını imzalamıştır ama ne hikmettir ki o sevilmeyen İttihatçıların yaptığı Kanun-ı Esasi'ye (Anayasa) göre anlaşmaların yürürlüğe girmesi için önce Mebusan Meclisi'nden geçmesi gerekmekteydi. Mebusan Meclisi de İngilizler tarafından işgal edilince de Sevr'i oylayacak bir meclis kalmamıştı. Dolayısıyla da Türk Milleti tabiri caizse kendisini direkten döndürmüştür.

Bugün 19 Mayıs 2020, Bugünden tam 101 yıl önce Samsun'da yakılan bağımsızlık ateşi halen yanmakta ve damarlarımızda Türk kanı dolaştıkça da yanmaya devam edecektir. Unutmayınız muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki ASİL kanda mevcuttur!

Yorumlar

  1. Kardeşim yazını okudum. Öncelikle ermeni meselesine gelirsek her zaman merak ettiğim bir konu olduğu için bu dönem vize için ödev olarak bir dersimizde bu konuyu seçtim ve nacizane biraz araştırma yaptım. Yaptığım araştirmada gördüğüm kadarıyla ermeni cemiyetlerine muntazam derece bir Rus desteği var ve buradan aldıkları destekle Van, Ağrı gibi Doğu Anadolu vilayetlerinde çok vahşet derecede katliamlar yapıyorlar. Yine de herseye rağmen Osmanlı bunlara katliam yapmak yerine bütün ehemmiyetlerini alarak sürgüne gönderiyor. Hatta bu konuda Enver Paşa'nın sürgün yolu üzerinde ki vilayetlere gönderdiği ve surgün esnasında ermenilerin güvenliği konusunda dikkatli olunması için belge mevcut. Bu olayı bir örnekle tamamlayayım II. Dünya savaşı esnasında Abd pasifik kıyısında bulunan Japon asıllı vatandaşlarını, güvenlik nedeniyle Missisipi vadisine nakletmiş ve bu nakili japonların hiçbir eylemi olmadığı halde yapmıştır. Bu nakil sırasında pek çok Japon ölmüstür. Bizim ermeni olayına göre japonların hiçbir silahlı girişimi olmamıştı. Bizde ise Ermeniler zaten I. Dünya savaşından 25-30 sene önce silahlanmışlardı. Ancak dünya kamuoyuna bakarsak soykırım yapan sözde biz oluyoruz. Onlar gittikleri yere sözde demokrasi götürüyorlar. İkinci konu ise bizim her nedense belli bir kesim insanımız bir döneme körü korüne bağlı olmak zorunda hissediyor kendini. Bu yüzden Osmanlı'yı savunayım derken Cumhuriyeti batırıyor tam tersi Cumhuriyeti savunayım derken Osmanlı'yı batırıyor. Allah milletimize düşünme feraseti versin diyelim. Son olarak 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
    ( Yazı biraz uzun oldu kusuruma bakma tutamadım kendimi )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli görüşlerin ve katkıların için çok teşekkür ederim kardeşim

      Sil
  2. Ermanei meselesinin karşılıklı etkileşim olduğu açıktır, karşılıklı çatışma ortamında soykırımdan bahsedilemez. Devlet kendi halkını ve sınırlarını korumalıdır, burada Türk devletinin yaptığı meşru ve eleştirilemeyecek bir müdahaledir. Tabii tehcire gereklilik ve müdahale şiddeti konusu soykırımdan ayrı bir konu olarak ele alınmalıdır. Osmanlı konusuna gelecek olursak, Osmanlı mirasımız olan ve artık geçmişte kalan bir Türk devletidir. Saplantı olarak sürekli gündem konusu olması yersizdir. Türkler tarih boyunca 16 devlet kurmuşlardır, devlet geleneği olan güçlü bir halktır. Diğer Türk devletlerini tarihte sadece anıyorsak Osmanlıyı ' da tarih derslerinde sadece anmalıyız ki en son kurulan Türk devletini ilelebet var edelim. Türkler Osmanlıdan önce de devlet kuruyorlardı, Osmanlı beyliği ile var olan bir milletten söz etmiyoruz. Allah bir daha devlet kurdurmasın, ama biliyoruz ki Türk milleti doğasında var olan devlet kurma gücü ile her dönem devlet kuracaktır. Olaya bir beyliğin imparatorluğa varan ve sonra tarihte yerini alan bir süreç olarak bakmak yersiz. Günümüzün Türk devletine tüm dinamiklerimiz ile sahip çıkmalıyız, bunu yaparken tarihsel mirasımız olan tüm kurulan devletlerimizi aynı bakış açısıyla birini öne çıkarmadan saygıyla anmalıyız. Bir Almanın Germen İmparatorluğu özlemi duyduğuna hiç şahit olmadım, terk ortak payda Almanya' dır sorsanız. Milli bayramlarımızla Türkiye Cumhuriyeti ebediyen var olmalıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her türlü görüşünüzün altına imzamı atarım. Görüşlerinizi ve katkılarınızı bizlerle paylaştığınız için şahsım ve okuyucularım adına teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

40. Yazıya Özel Eski Türklerde Sayı Anlamlarının Çıkış Noktaları (3,7,40)

Eski Türklerin dini neydi? İlk bu soru ile başlamak gerekiyor sanırım. Eski Türklerin dini bazı araştırıcılara göre “Gök-Tengri” dini, bazılarına göre ise “Şamanizm” idi. Eski Türklerin yaşadığı coğrafya düşünüldüğünde Şamanist dinlerin yaşadıklarını görebiliriz fakat bu Türklerin Şamanist dinlere mensup olduğunu ispatlamakta yetersiz kalmaktadır. Nerdeyse Şamanizm’in yayıldığı topraklar ile Türklerin toprakları örtüşmektedir. Bu da doğal olarak Türklerin, Şamanizm olarak adlandırılan dine mensup oldukları iddiasını ortaya çıkarmıştır. Fakat İslam öncesi kaynakları incelediğinde Şamanizm dininin tamamının Türklerde görünmediği anlaşılır. Yukarıda da dediğim gibi nerdeyse aynı coğrafyada yaşadıkları için Şamanizm dini ile etkileşmişlerdir. Türklerin “Gök-Tengri” olarak adlandırılan dine inandığının ise birçok kanıtı bulunmaktadır. Göktürk kitabeleri, yaşadıkları çevredeki yüksek mevkilere ibadet anıtları dikmeleri bunlardan bazılarıdır. “Şamanizm inancının doktrine göre; bir din olara...

Bana, Orhan Veli'ye ve İstanbul'a Dair-2

Şu gürültülü ve karınca misali sürekli hareket halinde olan İstanbul’u bir adım geriden izlediğimiz zamanlarda hangi birimizin aklına onun “İstanbul’u Dinliyorum” şiirindeki mısraları gelmiyor ki. Ne güzel demiş Orhan Veli şiirinde: “… İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı…”  Her bir adım geri çekilip gerçek İstanbul’la baş başa kaldığım da bu şiirler yüzleşirim. Bu   yüzleşmelerime kulaklığımda Fazıl Say ve Seranad Bağcan’ın şarkılarından olan ve Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri kullanılarak bestelenen “İstanbul’u Dinliyorum” şarkısı şahit olurdu. Bu yüzleşmeler bazen çok zevk verirdi. Oturur ve...

Eski Türklerde Meclis

Eski Türkler’in devlet yönetiminde meclis var mıydı? Meclisler varsa ne işlevleri vardı? İsimleri nelerdi? Gelin beraber inceleyelim.  Günümüzdeki meclis sistemlerinin temelleri hem doğu toplumlarında hem de batı toplumlarında eskilere dayanmaktadır. Nitekim Türkler de bu temelleri barındırmaktaydı. Eski Türkler'de bu temellerin görünen ilk kavramı “Toy” kavramıdır.  “Toy” kelime olarak meclis anlamına gelmektedir. Eski Türkler'de “Toy” adı verilen meclisler bulunmaktaydı. Bu meclisler belirli günlerde toplanır ve kararlar alırdı. Meclislere katılanlara “Toygun” unvanı verilmiştir. Eski Türklerde “Toy” toplandığı zaman festivaller düzenlenirdi. Önce Toygunlar'ın katıldığı toy düzenlenirdi, sonra halkın iştirak ettiği eğlenceler tertip edilirdi. Eski Türklerde Toy’un varlığı Mo-tun(Mete- M.Ö 209- 174) dönemine kadar uzanmaktadır.   Toylar'da görüşülen başlıca konular ise şöyledir: Askeri meseleler, dış politika, elçi kabulleri ve yeni hakan seçimi. Bu toplantılara ...