Ana içeriğe atla

Acı ve Sevinç

Geçenlerde saygı değer Edebiyat ve Sanat Kürsüsü adlı kulübün bireyleri ile tartıştığımız "Acı mı daha önemli Sevinç mi?" konulu münazaramızı sizlere sunmak  istiyorum.



Kimimize göre acı kimimize göre sevinç önemlidir bu geçmişte de böyledir gelecekte de böyle olacaktır. Hangi taraftan ve olaya nasıl baktığımız çok önemlidir. 

Sevinç hayatımızın yegane amacı konumundadır. Çok sofistike düşünenler haricinde çoğu insan günün sonu yada yaşamının sonu  sevinçli olsun ister.  Peki neden yaşamın herhangi bir anında sevinçli olmayız? Daha doğrusu neden hep birşeyin sonu güzel olsun isteriz?  Tüm olay aslında burada başlıyor.
 Acı ise gününü hiç eden bir etkidir fakat sonraki günlerine direk etki etme gücü vardır.  Acı can yakar ve tecrübe kazandırır. Peki acının kazandırdığı tecrübeler sonraki günlerine etki ediyorken sevinç duygusunun anlık olması onun yetersiz bir duygu olduğunu göstermez mi?  Ben naçizane hayat tecrübemde etkisi günlerce süren bir sevinç görmedim. Fakat yaşadığım her bir ufak acıların bile bana öğrettikleri bakımından gün ve gün  gerçeklikleriyle yüzleşiyorum.  O zaman tabi ki insan hayatını sevinçler değil acılar ve öğretileri yönlendirir bu da benim gözümde acıları daha önemli yapar.

Acılar acılar acılar... 

Bizi olgunlaştıran nedir?  Farklı düşünmemizi sağlayan nedir? 
İşte bu soruların cevapları acıyı gösterir. Acı yegane öğretmenimizdir. İnsana insan istemedikçe bilgi öğretebilen tek duygudur. 

Acı kimimize göre aşktır
Cefasında ki sefadır
Issız çöllerin gülleridir.

Acı hayal kırıklığıdır
Cansız dünyanın unsurudur
Islanan ruhunun her noktasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

40. Yazıya Özel Eski Türklerde Sayı Anlamlarının Çıkış Noktaları (3,7,40)

Eski Türklerin dini neydi? İlk bu soru ile başlamak gerekiyor sanırım. Eski Türklerin dini bazı araştırıcılara göre “Gök-Tengri” dini, bazılarına göre ise “Şamanizm” idi. Eski Türklerin yaşadığı coğrafya düşünüldüğünde Şamanist dinlerin yaşadıklarını görebiliriz fakat bu Türklerin Şamanist dinlere mensup olduğunu ispatlamakta yetersiz kalmaktadır. Nerdeyse Şamanizm’in yayıldığı topraklar ile Türklerin toprakları örtüşmektedir. Bu da doğal olarak Türklerin, Şamanizm olarak adlandırılan dine mensup oldukları iddiasını ortaya çıkarmıştır. Fakat İslam öncesi kaynakları incelediğinde Şamanizm dininin tamamının Türklerde görünmediği anlaşılır. Yukarıda da dediğim gibi nerdeyse aynı coğrafyada yaşadıkları için Şamanizm dini ile etkileşmişlerdir. Türklerin “Gök-Tengri” olarak adlandırılan dine inandığının ise birçok kanıtı bulunmaktadır. Göktürk kitabeleri, yaşadıkları çevredeki yüksek mevkilere ibadet anıtları dikmeleri bunlardan bazılarıdır. “Şamanizm inancının doktrine göre; bir din olara...

Bana, Orhan Veli'ye ve İstanbul'a Dair-2

Şu gürültülü ve karınca misali sürekli hareket halinde olan İstanbul’u bir adım geriden izlediğimiz zamanlarda hangi birimizin aklına onun “İstanbul’u Dinliyorum” şiirindeki mısraları gelmiyor ki. Ne güzel demiş Orhan Veli şiirinde: “… İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı…”  Her bir adım geri çekilip gerçek İstanbul’la baş başa kaldığım da bu şiirler yüzleşirim. Bu   yüzleşmelerime kulaklığımda Fazıl Say ve Seranad Bağcan’ın şarkılarından olan ve Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri kullanılarak bestelenen “İstanbul’u Dinliyorum” şarkısı şahit olurdu. Bu yüzleşmeler bazen çok zevk verirdi. Oturur ve...

Eski Türklerde Meclis

Eski Türkler’in devlet yönetiminde meclis var mıydı? Meclisler varsa ne işlevleri vardı? İsimleri nelerdi? Gelin beraber inceleyelim.  Günümüzdeki meclis sistemlerinin temelleri hem doğu toplumlarında hem de batı toplumlarında eskilere dayanmaktadır. Nitekim Türkler de bu temelleri barındırmaktaydı. Eski Türkler'de bu temellerin görünen ilk kavramı “Toy” kavramıdır.  “Toy” kelime olarak meclis anlamına gelmektedir. Eski Türkler'de “Toy” adı verilen meclisler bulunmaktaydı. Bu meclisler belirli günlerde toplanır ve kararlar alırdı. Meclislere katılanlara “Toygun” unvanı verilmiştir. Eski Türklerde “Toy” toplandığı zaman festivaller düzenlenirdi. Önce Toygunlar'ın katıldığı toy düzenlenirdi, sonra halkın iştirak ettiği eğlenceler tertip edilirdi. Eski Türklerde Toy’un varlığı Mo-tun(Mete- M.Ö 209- 174) dönemine kadar uzanmaktadır.   Toylar'da görüşülen başlıca konular ise şöyledir: Askeri meseleler, dış politika, elçi kabulleri ve yeni hakan seçimi. Bu toplantılara ...